M. Ö 2000 li yıllarda bölgemizde oluşan Hurri halkının tam olarak nereden geldiği konusunu bazı kaynaklar onları Urmiye (Güney Kafkasya/Doğu Anadolu) çevresinden gelen bir grup olarak görür.
Göç ya da yerel bir halk oluşumu mu oldukları konusunda bilgiler kesin değil diye tanımlar. Bunun nedeni yakın coğrafyada kurulan Sümer idaresi ile aynı/yakın kültür yapısına sahip olması olarak değerlendirilmektedir.
Hurri halkı da Sümerler gibi tek bir merkezi devlet halinde hüküm sürmemiş; küçük krallıklar, şehir devletleri halinde yaşamışlardır.
Hurrilerin Gaziantep’in de içinde bulunduğu bölgeye geldiklerinde tıpkı günümüz yörükleri gibi yerleşik düzende oturanları rahatsız etmişlerdir. Bu nedenle de güneyde oturanların ashabı yemin kuzeyde oturanlara da ashabı şimal diye tanımlandığı bilinmektedir.
Tarih, yalnızca taşların ve yazıtların değil, insanın içindeki bilincin yolculuğudur. Kimi halklar bu yolculukta iz bırakır; kimi halklar ise bir kavram olur, bir düşünceye dönüşür. Hurri halkının kurduğu devlet günümüze gelemedi ama oluşturduğu irade insana, toprağa ve yaşama dair bir hürlük duygusunun ilk kıvılcımını bıraktı.
Onların adı, binyıllar sonra “hür” sözcüğünde yankılandı. Har – Hur sözü dağ ve ateş anlamıyla belirli bir kültürü tanımlarken ‘Hurrian’ sıcak ovanın da adı ‘Harran’oldu. “Hurri” adı “dağ halkı / özgür insan” anlamını taşır. İnsanın hürriyet, inanç ve bağışlama arayışını anlatan “Ben Hur” filminde; Arap kültüründe “ela gözlü huri kızları olarak” erilmesi gereken cennet meyveleri. Ve “hurra” sesi… Özgürlük ve direniş nidasının ebedi yankısı.
Bu benzerlik yalnızca bir ses değil, bir ruh akışıdır; çünkü insanlığın özlemi her çağda aynıdır. Kendini bir efendinin buyruğuyla değil, aklın ışığında bir arada yaşamak.
Hurrilerin yaşadığı topraklarda, yüzyıllar sonra bir başka büyük doğuş gerçekleşti:
Cumhuriyet. Atatürk devrimi, yalnızca bir yönetim biçimini değil, insanın kendi bilincine dönmesini simgeler.
Cumhuriyet, hürriyetin toplumsal bedenidir; Hürriyet ise cumhuriyetin ruhudur. Birinde halk kendi kaderini eline alır; Diğerinde insan kendi benliğini fark eder. Ve ikisi birleştiğinde, aklın iradesi tarihin yönünü belirler.
Hurri halkının adı bugün tozlu sayfalarda anılır, ama onların bıraktığı anlam — “özgür olmak” Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’te yeniden doğmuştur. Çünkü Cumhuriyet, yalnız bir siyasal düzen değil, evrensel bilincin, muasır medeniyetler seviyesinin yeryüzündeki tezahürüdür.
İnsanın kendi kaderini tayin etme gücü — aklın doğaya, topluma ve tarihe karşı ayağa kalkışı — işte o akışın yönüdür. Ve bu yön, geçmişten geleceğe uzanan bir ırmak gibi
Hurrilerin dağlarından Cumhuriyet’in meydanlarına akar.
Sonuçta: Cumhuriyet, kadim bir bilincin yeniden uyanışıdır. Hurri’nin hürriyetinde parlayan kıvılcım,
Atatürk’ün devriminde bilince dönüşmüştür. Ve bu bilinç, yalnız Türk milletinin değil, insanlığın evrensel akışında özgürlüğe doğru giden en temiz damardır.
Cumhuriyet kutlu olsun. Kuranlara, yaşayanlara, yaşatanlara binlerse selam olsun.