Bazı şehirler haritaya bakılarak anlaşılmaz; kelime köküne inmek gerekir. Mut mesela. Resmî kayıtlarda Mut diye geçer. İdari olarak Mersin’e bağlıdır. Fakat kelimeler bazen coğrafyadan daha derin şeyler söyler.

“Mutlu olmak” deriz. Peki ya Mut’lu olmak?

İçel’in eski adı “iç il”dir. İçteki il. Yani insanın kendi iç düzeni. Mersin’i kelime oyunuyla “mert-sin” diye okuyalım: Mert olursan, kendine sadık olursan, iradene sahip çıkarsan o nüfusa kayıtlı sayılırsın. Çünkü mutluluk dışarıdan verilen bir ikamet değil, içeride kazanılan bir yurttaşlıktır.

“Mert” ile “mürid” aynı kökten gelmez belki ama ikisi de irade terbiyesini çağrıştırır. Mürid, yönelen demektir. Mert ise eğerlere sadık, dik duran. Yönünü seçebilen ve duruşunu koruyabilen insan, seçici irade kullanır. İşte o zaman Mut’ta oturur. Çünkü Mut bir ilçe olmaktan önce bir bilinç halidir.

Dört mevsimi bir arada yaşamak da tam buraya denk düşer. Hayat tek mevsim değildir. Sevinç vardır, keder vardır, sabır vardır, coşku vardır. Mut’lu olan insan hepsini inkâr etmeden kabul edendir. Yazın sıcağını da kışın ayazını da hayatın parçası sayar. Mevsimi kovmaz; anlamlandırır.

“Evlenmek” meselesi de yalnızca nikâh değildir. Yeni evler yapmak, gönüller kurmak, bir hayatı başka bir hayatla paylaşmaktır. İnsan gönül inşa ettikçe çoğalır. Çoğaldıkça yalnızlıktan çıkar. Yalnızlıktan çıktıkça Mut’a yaklaşır. Çünkü mutluluk bireysel bir haz değil, paylaşılan bir inşadır.

Ve asıl sır burada: Mut aslında herkesin içinde bir ilçe. İdari değil, iradi. (Varlıkla, varoluşa uyumlu) Oraya taşınmak için adres değişikliği gerekmez; bilinç değişikliği gerekir. Kendine karşı dürüst olan, iradesini başkasına kiralamayan, mevsimlerden korkmayan, seven kişi zaten Mut nüfusuna kayıtlıdır.

O zaman mesele şudur: Mut’u dışarıda arayanlar yorulur. İçinde il kuranlar ise mutluluğu kovalamaz. Çünkü bilirler ki mutluluk bir varış noktası değil, iç düzenin sürdürülebilirliğidir.

Coğrafya bazen kader değildir; ama kelime kökleri insanın aynasıdır. Mut da bize şunu fısıldar: İçini il yap, iradeni mert tut, gönül inşa et. Gerisi zaten adres kayıt sisteminde görünmese bile hayatta görünür.

Tarih boyunca “il / el” kavramının Sümer ve Akad dünyasında tanrısal kudreti çağrıştırması, Babil’in “tanrının kapısı” anlamındaki adıyla sembolleşmesi ve İslam geleneğinde Hz. Muhammed’e atfedilen “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır” rivayetinin şehir–kapı metaforu üzerinden kurulması, insanlığın bilgiyi ve hakikati mekânsal imgelerle anlatma eğilimini gösterir.

Anlamayı, anlatmayı bırakıp mutlu mesut yaşayabilen ne mutlu.