Ülkemiz ekonomik sorunlarla ve krizlerle birçok defa karşı karşıya kalmıştır. 1994, 2000, 2001, 2008, 2009, 2018 Yılından bu tarihe kadar süregelen ekonomik krizler olmuştur. Dünya ülkelerinde de krizler olmaktadır, ancak 8-10yıl süren ekonomi krizi hiçbir yerde görülmemiştir.
Ülkemizde kriz olmuştur ancak bu krizlerde ekonomik tedbirler, kamu harcamalarının kısılması, ihracatın artması, üretimin artması yönündeki çalışmalarla bu krizler aşılmıştır.
Ancak; Türkiye’de 8-10 yıldan beri süregelen ve halen çözülemeyen kriz artarak devam etmektedir
Türkiye ekonomisi, 2018’deki kur kriziyle birlikte Türk Lirası’nın hızla değer kaybetmesine ve enflasyonist baskıların artmış ve 2020 yılında COVID-19 pandemisinin etkisiyle kriz daha da derinleşmiştir.
Ülke ekonomisinin bu hale gelmesinin temel sebebi maalesef yerel aktörler ve yetkililerdir
Ülke yöneticileri maalesef ekonomiyi yönetemediler, kur dalgalanmasına, kur korumalı mevduat adı altında bütçeye çok büyük bir külfet ve dolayısı ile halkın omzuna borç yüklemiş oldular.
Ülke ekonomisi güzel konuşmakla düzelemez ve düzelmemektedir.
Yoksa bu ülke, “Yarın bugünden, bugün dünden daha iyi olacak, Kur yükselecek diyenler hayal kuruyor” diyen Maliye Bakanı ve yine “Gözlerimdeki ışığı görüyor musunuz” diyen maliye bakanları gördü.
En önemlisi ben ekonomistim, ekonomiyi ben bilirim diyerek, ülkeyi dünyanın en yüksek enflasyonu olan ülkesi haline getirdiler.
Ekonomi bilenler 2025 sonu enflasyonu %17,5 olarak öngörmüşler ancak TÜİK verilerine göre (artık kimse inanmıyor) 2025 ekim sonu %32,7, ENAG araştırma şirketine göre %60 ve İTO verilerine göre ise % 40,84 olarak ölçülmüştür.
Ancak bu verilere rağmen kamu harcamaları sınırsız devam etmekte, ülke kaynakları yatırım amacının dışında kullanılmaktadır.
Ülkemizin her alanda düzeltilmesi yönünde ne gerekiyorsa yapılması gerekmektedir.
Yoksa yarın bugünden kötü olacaktır.