Eğer din sadece dinsizi terbiye etmek için, ahlâk da sadece ahlâksızı düzeltmek için varsa, o zaman bu kadar öğüt, bu kadar yasak, bu kadar ayıklama niye?
Töre ve farklı kültürlerle yoğrulmuş din çoğu zaman yasak listesine indirgeniyor. Şu haram, bu günah, şu küfür. Ahlâk da benzer biçimde bir disiplin sopasına dönüşüyor. Oysa insan, sürekli uyarı levhasıyla yürütülen bir çocuk değildir. Din ve ahlâk, suçlu üretmek için değil; insanı inşa etmek için vardır.
Eğer bir toplumda insanlar zaten yalan söylemiyor, hırsızlık yapmıyor, kul hakkı yemiyorsa; orada dinin görevi yasak tekrarı değil, derinlik kazandırmaktır. İçimizde hırsızlık hâli kalmazsa fiili de biter. Fiil, hâlin gölgesidir. İç düzelmeden dış düzelmez.
İnsan sadece tepki ile hareket eden hayvan değildir. İçinde işlenmemiş duygular, denenmemiş güç var. Arzu var. Öfke var. Güç isteği var. Beynimiz negatif uyarana daha hızlı tepki verir; tehlike ve sapma dikkati çeker. O nedenledir ki halk arasında “el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır” denmiştir.
Bu evrimsel süreçte, kendi neslimizin kazancı olarak bize devreden biyolojik mirastır. Allah’ın adı sıfatı gereği cehennem-ayıklama dediğimiz bir tür rafine gerekiyor. Burada her kişinin yönelişine göre bilgi ve yargı ile bireyselleşmiş kanılar silinerek yeniden formatlanıyor. Enerji yok edilmiyor; değişime ve dönüşüme tabi kılınarak sebep sonuç ilişkisi içinde bütün içinde uyumlu yaşamaya yön veriliyor.
Dinde başımıza gelenlerin “imtihan” olarak tanımlaması siz bunun getirisinden götürüsünden bihabersiniz o nedenle cennet mükafatı karşılığı buna dayanın denilerek yaşanılan olaya sahip çıkılması, dayanılması istenmektedir.
Dinin amacının insana yük yükleme değil; yüklerinden arındırıp istikamet verme çabası olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an’ı Kerim’de Senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü indirmedik mi? Zorlukla beraber kolaylık vardır.” denir. (İnşirah suresi)
İnşirah Suresi yasak listesi vermez. İç genişletme vaadi verir. Bu çok kritik. Ahlâk dış baskıyla değil, iç ferahlıkla kalıcı olur. Göğüs daraldığında günah daha cazip görünür; genişlediğinde insan kendi kendine hudut koyar.
Kur'an’da hem hudut vardır hem de “ihsan” çağrısı. İhsan, görülüyormuş gibi yaşamak demektir. Bu, dış polis değil iç şahitliktir. Aynı şekilde İncil merhameti hukukun üstüne koyar; Tevrat adaleti toplumsal düzenin temeline yerleştirir. Metinler sadece yasak değildir; insanın iç mimarisini kurma teşebbüsüdür.
Peki yükleme niçin?
Çünkü insan boşluk kabul etmez. Eğer bilinçli değer yüklemezsen, piyasa yükler. Güç kültü yükler. Rekabet yükler. Hız yükler. O zaman da ahlâk değil çıkar konuşur.
Ayıklama niçin?
Çünkü her arzu hakikat değildir. Her haz özgürlük değildir. İçimizdeki her ateş ışık vermez; bazıları yakar. Babayiğitlik, o ateşi söndürebilmektir.
Din dinsizler için değildir. Ahlâk ahlâksızlar için değildir. Bunlar insanın kayabilen doğası içindir. En sağlam sanılan karakter bile şartlar değiştiğinde sınanır. Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Yasak listesiyle ahlâk kurulmaz. Ama hiç ilke olmadan da ahlâk ayakta kalmaz. Mesele yasak değil; içselleştirme. Mesele korku değil; idrak.
İnsan kendi iç düzenini kurmadıkça, dış düzen sürekli tamir ister. Bu yüzden yükleme ve ayıklama bir baskı değil; bir inşa sürecidir. İnşa zor iştir.
Kur’an’ı Kerim’de “habibim sen söyle, uyarılmadık, duymadık demesinler” denmiştir.
Piyasada yıkıma da yapıma da yönelik yeteri kadar veri ve usta mevcut. Herkes de fiili ve hali ile ben iyi ustayım diye bağırıyor. Alıcının da aklı şaşıyor. Kişi tercih ettiğine yönelip bedelini vermeli. Böylelikle kendi hakikati ile yüzleşip iyiyi de kötüyü de kendi kazandığının farkına vararak kimseye bahanesinin kalmaması gerekir.