İnsanın varoluşunda gücün temelinde inandığı düşünce yatmaktadır. İnandığı düşüncenin uygulama sahası ise kafasında kurguladığı toplumsal düzen. Birey varoluşsal hakikatlere dayalı bu düzenin yapısı içinde var oluşunu devam ettirebilir. Bunun dışında bireysel inançlar ve kendine göre düzen arayışları varoluşsal düzenden kopuk aklın ıslah edilmesi gereken sorunun kaynağı olduğu anlaşılmaktadır.

Kur’an’da sıkça zikredilen salih amel kavramı, kökü itibarıyla “doğruluk, ıslah ve faydalı olma” anlamını taşır. O nedenle inanıp salih ameller işlenilmesi istenmiştir. İnanılacak şey ise yaratıcının birliği ve o birliğe layık birey olma istemidir.

Toplumda salih amel olarak namaz, oruç zekat, sadaka vermek vb. eylemler olarak tanıtılmaktadır. Bunun ödülü de öbür dünyada alınacağı müjdelenmekte fakat toplumsal anlayış ile bu öbür dünya bir türlü gelmemektedir.

Halbuki emredilen maddi ve manevi ibadetlerden (eylemlerden) amaç, bireyin varoluşu algılayıp varoluşla paralel akmasını, çağdaş ve medeni bir yönetimi algılayacak ve sağlayacak bilinçte olunması amaçlanmaktadır.

Bu da bireysel olarak gerçekleşse de toplumsal yürüyüşle ulaşılacak bir hedef olarak sürekli canlı tutulması gerekir.

Atalar su akar yolağını bulur derler. Peki birey olarak biz su olabiliyor muyuz ki yolumuzu-yolağımızı bulalım. Kendi idelerimizi dayatarak akışa nasıl katılabiliriz? Su mecaz olarak bilginin sembolüdür. Bilgi de evrenseldir. Kuranda, bilgiyi ortaya çıkartacak salih eylemler yapılması istenmektedir.

Salih kişi, yalnızca kendi iç dünyasını temizleyen değil, çevresine ışık ve düzen getiren model insandır. Bir salih insan, toplumda sevgi ve güvenin tohumu, yolunu kaybetmişlere rehber, karanlıkta yol gösteren meşaledir.

Peki toplumsal nizam neye evrilmiştir ve kurtarıcı salih kişi olarak kimlere sarılmaktadır? Anadolu’da “anamı öpen kadı olduktan sonra kime şikayet edeyim diye bir söz var.

Bu durum toplumu idare edenlerin yaptıkları eylemin kime yazıldığını ve geleceği nasıl etkilediği bağlamında nasıl bir vazife düştüğünün idrakinde hareket etmeleri gerektirdiğini göstermektedir.

Tarih boyunca silah, çoğu zaman yıkım ve şiddetle anılmıştır. Oysa kelime kökü itibarıyla silah, koruma, düzeni ve adaleti sağlama, ıslah etme, salaha çıkartma aracıdır Bu da ahlakla, yani yaratışa uygun salih amellerle sağlanır. Aksi takdirde zulüm aracına dönüşür.

Güç, selahiyet bilinciyle birleşmediğinde salih amelden sapıldığında birey de toplumsal yapı da bozulur.

Bu bağlamda bireyden beklenen, kendini ve varoluş içindeki konumunu sorgulayarak rol model aldığı inancını,dini ve milli kimliğinin ilkelerine sarılarak aydınlık yarınlara ulaşmada üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesidir.