İnsanlık, daima iki yönlü bir yolculuk içindedir: Bir yanda yerelin kökleri, diğer yanda evrenselin ufku. Yerel, toplulukların kendi varlığını sürdürme çabasını ifade ederken; evrensel, bütünün ortak yaşamını ve insanlığın geleceğini gözetir.
Bu iki kutup arasında insan, kendi kimliğini de ortak paydasını da korumak zorundadır.
Kur’an’ın miras konusundaki düzenlemesi bu gerilimi anlamak için iyi bir örnektir. 7. yüzyıl Arap toplumunda kadın mirastan tamamen dışlanmışken, Kur’an ona erkek payının yarısı oranında da olsa bir hak tanımıştı. Bu, yerelin karanlık gerçekliğinde evrensel bir kapının aralanmasıydı. Bugün, kadının erkekle eşit birey olması, o kapının tamamen açılmasıdır. Eğer hâlâ 1400 yıl öncesinin oranlarına dönmek istenirse, bu evrensel ufku terk edip hükmü dar yerel bağlama hapsetmek olur.
Bu şu demektir peygamberlik sistemi yani siyasi idarenin peygamberler eli ile yürütülmesi sistemine peygamberin kendisi son verilmiştir. Onun yerine peygamberin getirdiği yönetim sistemine bağlı olarak güçler arasında sevgi ve paylaşımı öne alan bir yönetim anlayışı. İslam peygamberinin adının “Muhammed” oluşu onun sevginin en yüce yaşandığı bilinç seviyesi demektir. Bu da üretim ve paylaşımın bir sistem içinde sevgi ve rızalıkla paylaşımını yani sosyal adalete dayalı bir yönetim tesisi demektir.
İnsanlığın hedefi, kadın ve erkekten oluşan sevgi toplumunu kurmaktır. Sevgi toplumu, yalnızca duygusal bir ideal değil, aynı zamanda yönetimsel bir modeldir. Çünkü sevgi, eşitlik ve karşılıklı temsil olmadan yaşayamaz. Kadın ve erkeğin eşit söz hakkına sahip olduğu, birlikte seçtikleri temsilcilerle ortak irade oluşturduğu bir düzen, hem yerelin hem evrenselin ihtiyaçlarını dengeleyebilir.
Burada karşımıza modern dünyanın emperyal sistemleri çıkar. Emperyal düzen, evrenseli temsil iddiasındadır: İnsan hakları, küresel hukuk, dünya barışı… Fakat çoğu zaman bu temsil, eşitsizlikleri yeniden üreten bir güç mekanizmasına dönüşür. Sevgi toplumunun yönetim modeli, emperyal sistemin evrensel iddiasını da içine katmalı; fakat onu kadın-erkek eşitliği, yerel kimliklerin korunması ve ortak seçime dayalı temsil mekanizmalarıyla dengelemelidir.
Böyle bir model üç temel ilkeye dayanır:
1. Temsil: Kadın ve erkek, eşit bireyler olarak toplumu temsil eder. Hiçbir toplumsal karar tek cinsiyetin onayıyla geçerli sayılmaz.
2. Seçim: Yerel topluluklar kendi temsilcilerini özgür seçimle belirler, fakat bu temsil evrensel insanlık ilkeleriyle uyumlu olmak zorundadır.
3. Denge: Evrenseli temsil eden küresel düzen, yereli ezmeden; yerelin kimliğini koruyan düzen de evrensel hakları reddetmeden işler. Bu denge, sevgi toplumunun omurgasıdır.
Sonuçta, kadın ve erkekten oluşan sevgi toplumu, yalnızca yerel bir kültürün değil, evrensel insanlığın hedefidir. Temsiliyet ve seçim, bu sevginin kurumsal ifadesidir. Evrenseli temsil eden emperyal sistem, sevgi toplumu perspektifinde dönüştürülürse, insanlık ilk kez kökleriyle ufkunu aynı bedende taşıyabilecektir