Karabasan yaşayan biri, o an odada gerçekten birinin bulunduğuna inanır. Göğsüne bir ağırlık çökmüştür, hareket edemez, konuşamaz. Korku gerçektir. Sonra birden uyanır. O varlık kaybolur. Nefesi yerine gelir. Rahatlar.

İlginç olan şudur: Korkuyu yaşayan da aynı insandır, korkunun geçtiğini gören de aynı insandır. Dışarıdan gelen ikinci bir bilinç yoktur. Aynı varlık, kendi içinde korkuyu da huzuru da yaşar.

Belki de hayatın büyük bölümü de buna benzer.

İnsan çoğu zaman karşısındaki düşmandan çok, kendi korkusunun etkisi altında yaşar. İlk tepki kaçmaktır. Sonra güçlenmek ister. Güçlenince bu kez yüzleşir. Fakat karşısındaki de boş durmaz. Yumruğa yumruk gelir, bıçağa bıçak, mızrağa ok yay, ateşli silahlar... Mücadele büyür ama korku küçülmez.

Çünkü sorun hiçbir zaman yalnızca karşıdaki değildir. Sorun, korkunun insanı sürekli daha büyük çatışmalara sürükleyen etkisidir.

İnsanın gerçek uyanışı burada başlar.

Bir gün anlar ki korkunun amacı sonsuza kadar savaşmak değildir. Korku, kendisini koruyacak yeni bir bilinç geliştirmesi için vardır. Böylece yön değişir. Artık mesele karşıdakini yok etmek değil, birlikte yaşayabilmenin şartlarını kurmaktır.

İşte o noktada ilke doğar. Kural doğar. Hukuk doğar. Ahlak doğar. Adalet doğar.

Medeniyet, en güçlü silahı yapanların değil; korkuyu ortak yaşama dönüştürebilenlerin eseridir.

Bu yüzden imtihanı yalnızca ödül ve ceza diliyle okumak eksik kalır. İmtihan, insanın kendi eylemleriyle ve varoluşun yasalarıyla karşılaşmasıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz her davranış yeni bir etki üretir. O etki insanı sarsar, uyandırır, dönüştürür.

Karabasan da bunun küçük bir örneğidir. Beyin önce korkuyu yaşatır, sonra o korkudan uyandırır. Aynı sistem hem korkuyu üretir hem de ondan çıkışı sağlar. Hayatta da çoğu zaman böyledir. İnsan, kendi ürettiği korkuların, arzuların ve çatışmaların içinde sıkışır; sonra onları anlayabildiği ölçüde yeni bir bilince uyanır.

Belki de Kur'an'ın "imtihan" dediği şey, insanın bu değişim ve dönüşüm sürecidir. Çünkü insan, tamamlanmış bir varlık değil; sürekli yeniden oluşan bir varlıktır. Her korku yeni bir idrakin eşiği, her yüzleşme yeni bir sorumluluğun başlangıcıdır.

Hakiki kurtuluş ise korkunun yok olması değildir. Korkunun ne söylediğini anlayabilmektir. Çünkü insan, korkuyu düşman üretmek için değil; hayatı koruyan ilke, ölçü ve adaleti kurmak için okuyabildiğinde gerçekten uyanmış olur.