“Ne gerek var?” deriz. Aslında neyi soruyoruz? Bir şeyin gerekli olup olmadığını. Fakat gerek, yalnızca “lazım olan” değildir. Gerek, bir eksiğin fark edilmesiyle başlar, bir niyetin oluşmasıyla yön alır ve bir ereğin belirmesiyle zorunluluk hâline gelir.
İhtiyaç gereğin altındadır. Gerek değildir. Gerek ise ereğin gereğidir. Bir şey yoktur; ona ihtiyaç duyarsın. Ama her ihtiyaç otomatik olarak gerek olmaz. İhtiyaç hissedilir, gerek ise bir ereğe bağlandığında seçilir ve üstlenilir.
Bir mimara yapı malzemeleri ve ustalar gerekirse bu, onun sanatını icra etme ereğinden doğar. Yapıcı ustanın yapıya ihtiyacı vardır; el işçisinin yemeğe ve işe ihtiyacı vardır. Aynı süreç içinde bile ihtiyaç ile gerek farklı düzeylerde işler. İhtiyaç daha altta, daha bedensel ve zorunlu olanda kalır. Gerek ise niyetin, sanatın ve yapılaşmanın tarafında yükselir.
Gerek olan yerine geldiğinde eksiklik ortadan kalkar. Öyleyse gerek, yokluktan doğan, niyetle biçimlenen ve bir ereğe bağlanarak yükselen varlıktır. Yapılaşmadan meydana çıkan yapı bir kez ortaya çıktığında ise, o yapıya ait gerekler düşer. İskele sökülür. Gerek, ereğine ulaşmış ve yaşamaya başlamıştır.
Ama düşen gerek yok olmaz. Yeni bir hâl, yeni bir erek doğabilir ve yeni gerekler belirebilir.
Böylece gerek, sürekli bir dönüşüm içinde kalır.
İnsan da bu döngünün içindedir. Yalnızca ihtiyacı olan bir varlık değildir. İhtiyacını fark eder, bir erek belirler, o ereğin gereklerini seçer ve yapıya dönüştürür.
Asıl mesele “ne gerek?” diye sormak değil; ihtiyacı gerekten, gereği ereğinden ayırabilmek, gerçekten gerek olanı görebilmek ve yapı ortaya çıktığında gereklerin düşmesine izin verebilmektir.
Çünkü her ihtiyaç gerek değildir. Ve her gerek, bir ereğin gereğidir. Erek gerçekleşince gerek düşer.